|
Ağrı Dağı |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
2394
|

Yazı: Özcan Yurdalan |
Fotoğraf: Saner Şen |
O sadece bir dağ değil; yüzlerce efsane, masal, şiir, resim, fotoğraf, aşk öyküsü ve kutsal bir simge...
|
 |
Bir
dağın hikâyesini anlamak için ona nereden bakmak gerekir, doğrusu
bilmiyorum. Anadolu'nun en yüksek dağı Ağrı'nın yanından yöresinden çok
geçtim, çevresinde epeyce dolaştım, uzaktan seyrettiğim de oldu,
eteklerine sürtünerek geçtiğim de... Hatta bir keresinde, neredeyse
zirvesindeki karları dokunacak kadar yakın hissettim. İnsan yeryüzünün
bu ihtişamlı görünümüyle sadece fiziksel değil, aynı zamanda içsel bir
bağ da kuruyor. Benim de tuhaf bir ilişki var Ağrı ile aramda, ihtişam
duygusunun yarattığı şaşkınlık, bir tür hayranlık ve peş peşe derin
soluklar alma ihtiyacı. Sevdaya düşmek gibi birşey...
Dağların hikâyesini anlamak için ona hangi yönden bakıldığı kadar,
hangi tarihten, hangi kültürden bakıldığı da önemlidir. Bu nedenle,
çevremde başka diller konuşulurken de uzun uzun izledim Ağrı'yı, o
dillerin anlattıklarını dinledim.
Yeryüzündeki bazı dağlar yüksekliğiyle nam salmıştır, bazıları
çetinliğiyle, bazıları ise hakkında anlatılan efsanelerle, endamına
yazılmış şiirlerle, doruklarına yakılmış şarkılarla. Bazı dağların
kendine özgü sesinden, bazılarının ise kuytularındaki perilerden söz
edilir. Ağrı Dağı ise hem efsanelerle, hem aşk hikâyeleriyle anılır,
zalim hükümdarlara, eteklerinde gezinen yağız atlara, göllerinde
yıkanan beyaz kuşlara dair masallar anlatılır. Kurulmakta olan bir
şehrin ilk yapısında dağdan alınan taşlar kullanılırsa o şehrin sonsuza
kadar yaşayacağına inanılır. Bir başka söylence ise, öfkesinden, kadim
bir kenti lavlarıyla örtüp yok ettiğini anlatır.
Dünyanın en yüksek zirvesi Everest de dahil olmak üzere bütün heybetli
dağların pek çok ismi vardır. Everest, Nepal'de Sagarmatha, Tibet'te
Chomolongma'dır. Ağrı da pek çok isimle anılır. Selçuklular'ın Eğri Dağ
dediği Ağrı, Ararat, Masis, Küh-i Nuh, Cebel ül Haris olarak da
adlandırılır. Ararat adının da dağın kendisi gibi garip bir serüveni
vardır: Eski İbranice yazılmış olan Kitab-ı Mukaddes'te ünsüz harflerle
"rrt" şeklinde geçen adlandırma, bir pasajda Nuh'un Gemisi'nin oturduğu
dağ; iki yerde Assur kralı Sin-ahhe-riba'yı öldüren katillerin kaçtığı
ülke; bir bölümde de Mini ve Aşkenaz ile birlikte bir krallık olarak
geçer.
Kitabı Batı dillerine çeviren Ortaçağ rahipleri, "rrt" ünsüzlerine
birer "a" ünlüsü ekleyerek Ararat olarak okumuşlar. Ancak uzun yıllar
bölgede Urartu kazılarını yöneten Prof.Dr. Veli Sevin, Ararat'ın bu
okunuşunun da doğru olmadığını ve Urartu olması gerektiğini söylüyor.
Dolayısıyla Ararat, İÖ 9-7. yy'da Aras ve Dicle arasında hüküm süren
Urartu Krallığı'nın adının Batı dillerinde okunmuş İbranice karşılığı.
Bu isim zenginliği aynı zamanda kültürel zenginliğin de işaretidir.
Bulutların arasından ulaştığı gökyüzü katmanlarından bakarak binlerce
yıldır eteklerinde yerleşen kültürleri izleyen Ağrı, her birinden izler
taşır bedeninde: Urartu, Med, Pers, Abbasi, Bizans, Moğol, Osmanlı ve
çok sayıda krallık, beylik...
Ancak ne yanından yöresinden gelip geçen kültürleri ne de dört bir
yanında konuşulan dilleri bilmek Ağrı'nın dilini anlamak için yeterli
değildir. Türkçe'nin, Kürtçe'nin, Farsça'nın ve Ermenice'nin
inceliklerine ne kadar hâkim olsanız da bir başka dili daha bilmek
gerekir Ağrı'yı anlayabilmek için... Onun kendi dilini bilmek.
Söylentilere bakılırsa onun diline en yakın dili konuşabilenler gezgin
masalcılar ile şairlerdir, zaten dört dilin şairleri de Ağrı için çok
şey söylemiştir. Ahmet Muhip Dranas, Ağrı Dağı şiirinde adeta onun
dilini konuşur: "...gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü/ barıştıran sınır
geceyle gündüzü/ Ey sonuca doğru ilk uçtan gelen dağ!/ Göğü perde perde
delip yükselen dağ!".
Bu hitap karşısında Ağrı, şaire ne yanıt verir bilinmez ama bazı
şairler vardır ki, uzaktan Ağrı'yı izlemek yetmez onlara. Ermenistanlı
genç şair Anahit Hayrapetyan da Ağrı'nın konuştuğu dillerle onun
zirvesine tırmandığında tanışmış. Bir yaz günü Ağrı'ya yaptığı zirve
çıkışını şöyle anlatıyor: "Bir arkadaşımın önerisi ile heveslendim ama
başarabileceğimden emin değildim. Doğubayazıt'a geldiğimizde her şey
daha zor göründü gözüme. Erivan'daki evimden her gün seyrettiğim
Ararat, buradan başka türlü görünüyordu ve eteklerinde konuşulan başka
bir dili dinliyordu. Yaptığım bu ilk yüksek irtifa denemesinde,
hayatımdaki en güzel anlardan birini yaşadım. Zirveden gördüğüm manzara
muhteşemdi. Şimdi odamın penceresinden Ağrı'yı seyrederken daha geçen
yaz onun zirvesinde olduğuma inanamıyorum. Bu günlerde şiirini bitirmek
üzereyim..." Nereden bakılırsa bakılsın dağcı gruplarına rehberlik
yapanlar için zorlu bir dağ değildir Ağrı. Ama benim gibi yolu zaman
zaman dağın eteklerine ve bazen de yamaçlarına düşenlerin gözüne pek
kolay görünmez. Ağrı Dağı, yolcular için bir sürpriz gibidir.
Diyadin'den Doğubayazıt'a doğru ilerlerken, eğer hava uygunsa ve sabah
erken saatlerde dağın gerdanına dolanmış bir bulut yoksa, dümdüz ovada
akan yolun sonunda aniden belirir. Yüksek, ama gerçekten yüksektir.
Böyle heybetli dağların karşısına geçip onu dinlemeye çalışan insanın
bir anda kendisini çırılçıplak hissettiğini bilir misiniz? Ne
kendinizden, ne de başkasından saklayacağınız hiçbir şey kalmamıştır,
dağ içinize ayna tutmaktadır. Ağrı da aynısını yapar.
Zirvenin ilk göründüğü andan itibaren ondan gözünüzü ayırmanız için çok
iyi bir nedeniniz olması gerekir. Sadece heybetinden değildir seyrine
dalıp gitmeler, bu anı tıpkı geldiği gibi aniden yitirmek
istemediğinizdendir. Çünkü az sonra hangi bulutla nasıl bir oyuna
girişeceği bilinmez, ansızın gözden kaybolabilir. Varken yok olabilir.
Masallardaki, efsanelerdeki gibi...
|
Yorumlar |
|
|
|
Rastgele Konular |
Son Eklenenler |
|
|
|
|
|
|
 |