ne vakit ağlasan bir serçe söküp kalbini yerinden intihar ederdi yarsız ve arsız mevsimlerden
uzak yaylalar vardı eskiden hani çocukluğumuzda üzülen hep üşüyen iki kız gibi gece obaya ağır ağır inerken sen pembe hırkanı alıp salınarak atardın omzuna suya dokunan ellerin titrerken suyun haşmetinden yıldızlar bir başka ölümü haber verirdi kayarken ve ölümken ve çocukken
sus şimdi tek söz etme gelecekten kimileri yaslanır geçmişin kovuğuna tıpkı ben gibi sen gibi biz gibi
biz çok eski bir yaranın kuyusunda damlayla oynaşan yavru kuşlardık serçelerin intiharından habersiz neslimizi köreltirken ağlamak üçüncü yarımız evli çocuklu üstelik unutmuş o malum türkümüzü hani parmaklarımıza sarmaşık gibi sarılan ve her defasında bizimle ağlayan o sigara kadar umutsuz ve kuytusuz bir kadın olmuş şimdi
şimdi şimdi anlıyorum ben de karanlık mutfakta bakılan falların ütopik ağıtlar yakarak bizi yalanlamasını
telveler öldü be gülüm telveler öldü kahveler öksüz ne tadı var ne suyu artık ölümün. Deniz Heval Türkyılmaz